Prof. Dr. Özmete, ülke genelinde her dört haneden birinde yaşlı bireylerin yaşadığına işaret etti. Artan yaşlı nüfusun sağlıklı yaşlanma, bakım ihtiyacı ve toplumsal katılım gibi alanlarda yeni stratejiler gerektirdiğini açıkladı. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre doğum artış hızındaki düşüş ve ömrün uzamasıyla Türkiye'de de yaşlı nüfusun arttığını ifade eden Özmete, ülke genelindeki yaşlı sayısının yaklaşık 9 milyon 600 bin olduğunu belirtti. Demografik değişimin boyutlarına dikkat çeken Özmete, "Son 5 yılda yaşlı nüfusumuz yüzde 20 artarak, genel nüfus oranı içerisinde yüzde 11'i geçmiştir." dedi. Bugün doğan bir bebeğin yaklaşık 78 yıl kadar yaşamasının beklendiğini aktaran Özmete, bu sürenin erkeklerde 75,5 yıl, kadınlarda ise 81 yıla kadar öngörüldüğünü ifade etti. Yaşam süresinin uzamasına karşılık sağlıklı geçen yılların aynı oranda artmadığını vurgulayan Prof. Dr. Özmete, cinsiyetler arasındaki bakım ihtiyacı farkını verilerle açıkladı. Ülkemizde ortalama sağlıklı yaşam beklentisinin 58 yıl olduğunu belirten Özmete, bu sürenin kadınlarda 56 yıla, erkeklerde ise 59 yıla kadar çıktığını kaydetti. Bugün doğan bir kız bebeğin yaklaşık 81 yıl yaşayacağını, ancak sağlıklı yaşam beklentisinin 56 yıl olduğunu değerlendirdiğimizde aradaki 25 yıllık farkın sağlık ve bakım hizmeti ihtiyacını artırdığını söyledi. Erkeklerde ise yaşam süresi ile sağlıklı yaşam beklentisi arasındaki farkın 16,5 yıl kadar olduğunu ifade etti. Yalnız yaşayan yaşlılar arasında her 10 kişiden 2'sinin çocuklarının aynı ilde ikamet etmediğini belirten Özmete, yalnızlığın etkilerini değerlendirdi. Ülkemizde her 4 haneden birinde yaşlı bireyin yaşadığını, ancak 1 milyon 840 bin kadar yaşlının hanesinde tek başına olduğunu açıkladı. Yalnız yaşayan her 4 yaşlıdan 3'ünün kadınlardan oluştuğuna dikkat çeken Özmete, yalnızlığın mental sağlık başta olmak üzere tüm yaşam koşullarını etkileyen bir pandemi olarak tanımlandığını söyledi. Yalnız yaşayan yaşlıların hizmette öncelikli grup olduğunu vurguladı. Aynı hanede, apartmanda, mahallede ve ilde yaşayan yaşlıların işlevsel kuşaklararası dayanışmasının yüksek olabileceğini aktaran Özmete, yaşlıların torunlarına bakma imkanı bulabildiğini, çocukların da yaşlı büyüklerinin ihtiyaçlarını karşılayabildiğini ifade etti. Türkiye'nin bölgelere göre aktif yaşlanma endeksi puanlarına da değinen Özmete, bu kavramı yaşlıların istihdama ve topluma katılabilmesi, bağımsız, sağlıklı ve güvenli yaşayabilmesi olarak açıkladı. Verilere göre Türkiye'de Doğu Karadeniz Bölgesi en yüksek, Batı Anadolu Bölgesi ise en düşük aktif yaşlanma puanına sahip. Marmara Bölgesi'nin de aktif yaşlanma için elverişli ortam barındırdığını belirten Özmete, cinsiyet ayrımındaki tabloyu özetledi. Aktif yaşlanma endeksinde erkeklerin kadınlara göre 3 kat daha fazla puana sahip olduğunu söyleyen Özmete, "Erkeklerin daha aktif ve sağlıklı yaşlandıklarını söyleyebiliriz. Kadınlar erkeklere göre daha uzun yaşasa da daha sağlıksız bir şekilde yaşamlarını sürdürmektedir." dedi. Ankara Üniversitesi bünyesinde 2011 yılında kurulan YAŞAM, yaşlıların sosyal, psikolojik, sağlık, eğitim ve ekonomik koşullarını araştırarak kamu politikalarına rehberlik ediyor. Bu kapsamda yürütülen 3. Yaş Üniversitesi 50+ Hayat Okulu, kuşaklar arası dayanışmayı ve aktif yaşlanmayı temel alan bir hayat boyu öğrenme girişimi olarak öne çıkıyor. Bireylerin toplumsal yaşama katılımını desteklemeyi ve sosyal bir ekosistem oluşturmayı hedefleyen program; finansal okuryazarlık, sağlık okuryazarlığı, yabancı dil eğitimi ve çeşitli beceri atölyelerini içeriyor. Yaklaşık 90 saatlik bir eğitim modülünden oluşan program, bu yıl Ankara Üniversitesi'nin kuruluşunun 80. yılı etkinlikleri kapsamında faaliyetlerine devam ediyor. Sizce toplum olarak yaşlılarımızın yalnızlık sorununu azaltmak ve sağlıklı yaşlanmalarını desteklemek için neler yapılabilir? |
|