Güvenilir kaynaklara göre, imha edilemeyen uranyumun önemli bir bölümünün İsfahan nükleer sahasında bulunduğu düşünülüyor. ABD Başkanı Donald Trump, ülkesinin nükleer kapasitesini tamamen ortadan kaldırmanın birincil hedeflerinden biri olduğunu daha önce defalarca vurgulamıştı. Askeri uzmanlar, İsfahan'daki nükleer tesisin, diğer nükleer sahaların aksine havalandırma şaftı gibi daha zayıf noktalara sahip olmaması nedeniyle yalnızca hava saldırılarıyla etkisiz hale getirilemeyeceği konusunda hemfikir. Bu durum, Trump yönetiminde ABD Müşterek Özel Operasyonlar Komutanlığı'na (JSOC) bağlı seçkin birliklerin, muhtemelen İsrail komandolarıyla koordineli bir şekilde yeraltı tünellerine sızarak uranyumu güvence altına alması veya imha etmesi gibi seçeneklerin masaya yatırılmasına neden oldu. Ancak böylesi bir operasyonun, ana timi desteklemek, operasyon bölgesinin güvenliğini sağlamak ve radyoaktif materyallerin güvenli bir şekilde taşınması gibi karmaşık lojistik süreçleri yönetmek amacıyla yüzlerce ek askerin bölgeye intikal etmesini gerektireceği öngörülüyor. Delta Force ve SEAL Team 6 gibi birliklerin kitle imha silahlarına karşı özel eğitimlere sahip olduğu bilinmekle birlikte, İran ordusunun bölgedeki hakimiyeti operasyonun riskini ve maliyetini ciddi şekilde artırıyor. Operasyonel hazırlıklara işaret eden bir diğer gelişme ise Birleşik Krallık'taki RAF Mildenhall hava üssünde gözlemlendi. Yayınlanan uydu görüntüleri ve uçuş verileri, gizli sızma ve tahliye operasyonları için özel olarak donatılmış en az altı adet MC-130J uçağının bu üste konuşlandırıldığını ortaya koyuyor. Bu uçakların son haftalarda Kuzey Denizi ve Birleşik Krallık hava sahası üzerinde yoğun eğitim uçuşları gerçekleştirdiği kaydedildi. Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu (UAEA) Başkanı Rafael Grossi'nin tahminlerine göre, İsfahan ve Natanz tesislerinde yaklaşık 200 kilogram yüksek derecede zenginleştirilmiş uranyum bulunuyor. İran ise bu uranyum üretiminin tamamen barışçıl amaçlara hizmet ettiğini savunmaya devam ediyor. Analistler, İran rejiminin hava saldırılarına rağmen direniş göstermeye devam ettiğini ve dini liderlik makamındaki son değişikliklerin, Tahran yönetiminin ABD'nin baskılarına boyun eğmeyeceği yönünde bir sinyal verdiğini ifade ediyorlar. Bazı kaynaklar, rejimin tamamen çökmediği bir senaryoda, nükleer stokların tasfiyesi için sadece askeri gücün yeterli olmayacağını ve diplomatik temasların şart olduğunu vurguluyor. Sizce, İran'ın nükleer programı konusundaki gerilim diplomatik yollarla çözülebilir mi?
Bu bağlantı ziyaretçiler için gizlenmiştir. Görmek için lütfen giriş yapın veya üye olun.
|
|