Merhaba arkadaşlar! Yaklaşık 4 aydır 16:8 aralıklı oruç düzenini deniyorum ve genel olarak vücudumun alıştığını, enerjimin arttığını söyleyebilirim. Ancak en büyük sınavım sosyal hayatım oldu, özellikle de sabah kahvaltısına davet edildiğimde! Sizin de başınıza geliyor mu?
Sosyal Baskı ve "Ye, Bir Şey Olmaz"lar
İlk haftalarda, hafta sonu için planlanan bir pazar kahvaltısı beni resmen krize sokmuştu. Oruç pencerem öğlen 12'de açılıyordu, ama buluşma saati 10:30'du. Gitmesem içim kalacak, gitsem diyetimi bozacağım. Gittiğimde ise herkesten "Amann bir kerecikten ne olacak?", "Bu kadar katı olma, bak simitler ne güzel!" gibi iyi niyetli ama bir o kadar da zorlayıcı tepkiler aldım. Kendimi hem aç, hem de suçlu hissetmiştim.
Esneklik Kazanmak ve Çözüm Yollarım
Bu durum birkaç kez tekrar edince, kendime birkaç kural koydum. Artık sosyal takvimimi önceden kontrol ediyorum. Eğer kaçınılmaz bir brunch planı varsa, o gün için oruç penceremi kaydırmaya karar verdim. Mesela, kahvaltı 11'deyse, bir önceki akşam yemeğimi daha erken yiyip, orucumu 11'de açıyorum. Bir sonraki öğünümü de akşam 7'ye çekiyorum. Sistemimi esnettim ama kırmadım[/COLOR].
Bir diğer taktiğim de, buluşmaya aç karnına gitmemek! Giderken bol su içiyor ve bir büyük fincan bitki çayı söylüyorum. Çayı yavaş yavaş yudumlarken sohbete daha rahat dahil olabiliyorum. Kimseye diyetimden detaylı bahsetmek yerine, "Sabah midem çok almıyor, ben bir çayla idare edeyim" gibi basit bir açıklama yeterli oluyor.
Öğrendiğim En Önemli Şey
Mükemmeliyetçilik en büyük düşmanımız. Bir planı kaçırdığım için "Artık her şey bitti, diyet bozuldu" diye düşünmekten vazgeçtim. Bir gün esnemek, disiplini tamamen bırakmak değil. Ertesi gün rutinime dönüyorum ve kendimi suçlamıyorum. Bu zihniyet değişikliği, hem sosyal hayatımı hem de sağlıklı yaşam hedefimi dengede tutmamı sağladı.
Siz bu tarz sosyal ikilemlerle nasıl başa çıkıyorsunuz? Özellikle aile ziyaretlerinde "Yemezsen darılırım" baskısına karşı taktikleriniz var mı? Paylaşırsanız çok sevinirim!
İlk haftalarda, hafta sonu için planlanan bir pazar kahvaltısı beni resmen krize sokmuştu. Oruç pencerem öğlen 12'de açılıyordu, ama buluşma saati 10:30'du. Gitmesem içim kalacak, gitsem diyetimi bozacağım. Gittiğimde ise herkesten "Amann bir kerecikten ne olacak?", "Bu kadar katı olma, bak simitler ne güzel!" gibi iyi niyetli ama bir o kadar da zorlayıcı tepkiler aldım. Kendimi hem aç, hem de suçlu hissetmiştim.
Bu durum birkaç kez tekrar edince, kendime birkaç kural koydum. Artık sosyal takvimimi önceden kontrol ediyorum. Eğer kaçınılmaz bir brunch planı varsa, o gün için oruç penceremi kaydırmaya karar verdim. Mesela, kahvaltı 11'deyse, bir önceki akşam yemeğimi daha erken yiyip, orucumu 11'de açıyorum. Bir sonraki öğünümü de akşam 7'ye çekiyorum. Sistemimi esnettim ama kırmadım[/COLOR].
Bir diğer taktiğim de, buluşmaya aç karnına gitmemek! Giderken bol su içiyor ve bir büyük fincan bitki çayı söylüyorum. Çayı yavaş yavaş yudumlarken sohbete daha rahat dahil olabiliyorum. Kimseye diyetimden detaylı bahsetmek yerine, "Sabah midem çok almıyor, ben bir çayla idare edeyim" gibi basit bir açıklama yeterli oluyor.
Mükemmeliyetçilik en büyük düşmanımız. Bir planı kaçırdığım için "Artık her şey bitti, diyet bozuldu" diye düşünmekten vazgeçtim. Bir gün esnemek, disiplini tamamen bırakmak değil. Ertesi gün rutinime dönüyorum ve kendimi suçlamıyorum. Bu zihniyet değişikliği, hem sosyal hayatımı hem de sağlıklı yaşam hedefimi dengede tutmamı sağladı.
Siz bu tarz sosyal ikilemlerle nasıl başa çıkıyorsunuz? Özellikle aile ziyaretlerinde "Yemezsen darılırım" baskısına karşı taktikleriniz var mı? Paylaşırsanız çok sevinirim!