Arkadaşlar, durun bir dakika! Tribünlerde, sosyal medyada, iş yerlerinde duyuyorum. "Abi maça gitmek için kredi çektim", "Bilet parasını taksitlendirdik" cümleleri artık olağan bir sohbet konusu gibi dolaşıyor. Bu neyin normali ya? Spor, hele ki futbol, bu kadar hayatımızın merkezinde olan bir tutku, insanı bankaya muhtaç edecek bir lüks haline geldiyse, burada ciddi ciddi oturup düşünmemiz gereken bir şeyler var!
"Fedakarlık" mı, "Sömürü" mü?
Fedakarlık, sevdiğin takımın formasını almak, deplasmana otobüsle gitmek, belki birkaç maçı evden izlemektir. Fedakarlık, bütçeni zorlamak değildir. Ama şu an yaşanan, tam anlamıyla bir finansal zorlanma. Kulüpler, özellikle büyük takımlar, bilet fiyatlarını öyle bir noktaya çekti ki, asıl taraftar kitlesi olan öğrenciyi, genç çalışanı, orta gelirli aileyi tribünden uzaklaştırıyor. Sonra da stadyumlar "niye dolmuyor" diye hayıflanıyorlar. İşin acı tarafı, bu pahalılığa rağmen hala "fedakarlık" adı altında kredi çekip giden binlerce insan var. Bu bir sevgiden çok, sistemin dayattığı bir tüketim çılgınlığına dönüşmüş durumda.
Kulüpler Ne Yapıyor? Taraftar "Müşteri" mi?
Kulüp yöneticileri, özellikle Avrupa'da, taraftarı bir "müşteri" olarak görmeye başladığı andan itibaren bu süreç başladı. Amaç, en yüksek karı elde etmek. Sadakat, aidiyet gibi kavramlar, mali tablolardaki satırlara indirgendi. Biz, yıllardır soluksuz desteklediğimiz takımımızı izlemek için, diğer tüm lüks tüketim ürünleriyle aynı kefeye konuluyoruz. Premier League biletleri zaten dillere destan. Şimdi bu virüs bizim liglere de iyice sirayet etti. Özel maçlar, derbiler için istenen fiyatlar, bir insanın aylık kira parasıyla yarışır hale geldi.
Çözüm Ne? Sadece İsyan Etmek Yetmez!
Öncelikle şunu kabul edelim: Boykot etmek çok zor. Çünkü tutku, mantığın önüne geçer. Ama en azından daha yüksek sesle konuşmalıyız. Kulüplerin sosyal medya hesaplarının altını, bilet satış ofislerini doldurmalıyız. "Bu fiyatlar taraftarı soymaktır!" demeliyiz. İkincisi, yerel takımlarımıza, alt liglere daha çok destek olabiliriz. Oradaki samimiyet ve ulaşılabilirlik hala çok değerli. Üçüncüsü ve en önemlisi, kulüpler dinamik fiyatlandırma yaparken, gerçekten taraftarı düşünen, gençlere, ailelere özel indirimli kategoriler oluşturmalı. Stadyumu sadece "yüksek gelir grubuna" satmak, uzun vadede o takımın ruhunu öldürür.
Sonuç olarak, bir maç bileti için kredi çekmek "normal" bir davranış değil, içinde bulunduğumuz sistemin alarm veren bir göstergesidir. Biz tribünde, ruhu ve sesiyle takımının 12. adamı olan insanlarız. Seyirci değiliz. Bizi müşteriye çeviren, biletleri ulaşılmaz kılan bu anlayışa hep birlikte dur demezsek, gelecekte stadyumlar sadece belirli bir kesimin sosyalleşme alanı haline gelecek. Haksız mıyım? Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz? Siz de bilet fiyatları yüzünden maçlardan uzak kaldığınız anlar oldu mu?
Fedakarlık, sevdiğin takımın formasını almak, deplasmana otobüsle gitmek, belki birkaç maçı evden izlemektir. Fedakarlık, bütçeni zorlamak değildir. Ama şu an yaşanan, tam anlamıyla bir finansal zorlanma. Kulüpler, özellikle büyük takımlar, bilet fiyatlarını öyle bir noktaya çekti ki, asıl taraftar kitlesi olan öğrenciyi, genç çalışanı, orta gelirli aileyi tribünden uzaklaştırıyor. Sonra da stadyumlar "niye dolmuyor" diye hayıflanıyorlar. İşin acı tarafı, bu pahalılığa rağmen hala "fedakarlık" adı altında kredi çekip giden binlerce insan var. Bu bir sevgiden çok, sistemin dayattığı bir tüketim çılgınlığına dönüşmüş durumda.
Kulüp yöneticileri, özellikle Avrupa'da, taraftarı bir "müşteri" olarak görmeye başladığı andan itibaren bu süreç başladı. Amaç, en yüksek karı elde etmek. Sadakat, aidiyet gibi kavramlar, mali tablolardaki satırlara indirgendi. Biz, yıllardır soluksuz desteklediğimiz takımımızı izlemek için, diğer tüm lüks tüketim ürünleriyle aynı kefeye konuluyoruz. Premier League biletleri zaten dillere destan. Şimdi bu virüs bizim liglere de iyice sirayet etti. Özel maçlar, derbiler için istenen fiyatlar, bir insanın aylık kira parasıyla yarışır hale geldi.
Öncelikle şunu kabul edelim: Boykot etmek çok zor. Çünkü tutku, mantığın önüne geçer. Ama en azından daha yüksek sesle konuşmalıyız. Kulüplerin sosyal medya hesaplarının altını, bilet satış ofislerini doldurmalıyız. "Bu fiyatlar taraftarı soymaktır!" demeliyiz. İkincisi, yerel takımlarımıza, alt liglere daha çok destek olabiliriz. Oradaki samimiyet ve ulaşılabilirlik hala çok değerli. Üçüncüsü ve en önemlisi, kulüpler dinamik fiyatlandırma yaparken, gerçekten taraftarı düşünen, gençlere, ailelere özel indirimli kategoriler oluşturmalı. Stadyumu sadece "yüksek gelir grubuna" satmak, uzun vadede o takımın ruhunu öldürür.
Sonuç olarak, bir maç bileti için kredi çekmek "normal" bir davranış değil, içinde bulunduğumuz sistemin alarm veren bir göstergesidir. Biz tribünde, ruhu ve sesiyle takımının 12. adamı olan insanlarız. Seyirci değiliz. Bizi müşteriye çeviren, biletleri ulaşılmaz kılan bu anlayışa hep birlikte dur demezsek, gelecekte stadyumlar sadece belirli bir kesimin sosyalleşme alanı haline gelecek. Haksız mıyım? Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz? Siz de bilet fiyatları yüzünden maçlardan uzak kaldığınız anlar oldu mu?