Geçenlerde Brooklyn Nine-Nine'ı baştan sona tekrar izlerken, kendimi hep aynı yerlerde gülümserken buldum. Olay örgülerini artık neredeyse ezbere bilsem de, o karakterlerin bir araya gelişindeki o sihirli enerji hiç bitmiyor. İşte o zaman anladım ki, bu tarz polisiye komediler aslında vakaları veya esprileriyle değil, tamamen o muhteşem karakter kimyasıyla ayakta duruyor. Sizce de öyle değil mi?
Polisiye Komedi Nedir ve Neden Özeldir?
Polisiye komedi, iki zorlu türü bir araya getirir: Gerilim ve kahkaha. İzleyici bir yandan cinayeti çözmeye çalışırken, bir yandan da karakterlerin absürt diyaloglarına güler. Ama bu dengeyi kurmak sandığından çok daha zor. Çok komik olursa polisiye havası kaybolur, çok ciddi olursa komedi ölür. Bu noktada devreye, izleyicinin ekrana bağlanmasını sağlayan tek şey giriyor: sevdiğiniz karakterler. Onların başına ne gelirse gelsin, siz onlarla birlikte olmak istiyorsunuz.
Brooklyn Nine-Nine'ın Yenilmez Takımı
Düşünsenize, 99. Karakol'daki her karakter öyle iyi yazılmış ki, aralarındaki her etkileşim altın değerinde. Jake'in çocuksu enerjisi ile Holt'un robotvari ciddiyeti nasıl da mükemmel bir tezat oluşturuyor. Rosa'nın sert dış kabuğunun altındaki koruyucu yanı, Boyle'un sadakati, Amy'nin kurallara bağlılığı... Hepsi birbirini tamamlıyor. Senaryo, bu karakterleri bir "vaka" etrafında birleştirmek yerine, "karakterlerin kendisi vakayı yaratıyor" hissi veriyor. Mesela "The Box" bölümü neredeyse tek bir odada geçiyor ve sırf Jake ile sorguladığı sanığın diyaloglarıyla sizi ekrana kilitleyebiliyor.
Diğer Dizilerdeki Kimya Örnekleri
Bu sadece B99'a özgü değil elbette. Psych dizisinde Shawn ile Gus'un dostluğu ve taklit yetenekleri olmasa, o kadar sevilir miydi? Castle dizisinde Beckett ile Castle'ın gerilimli/flörtöz ilişkisi olmasa, cinayetleri çözmek bu kadar eğlenceli olur muydu? Hatta The Mentalist'teki Jane'in kin dolu hikayesi ve ekiple kurduğu sıra dışı bağ olmasa... Hepsinin kalbinde, izleyiciyi her bölüm geri getiren güçlü bir karakter dinamiği yatıyor.
Formülü Yakalamak Neden Bu Kadar Zor?
Günümüzde birçok dizi, bu "kimya"yı yapay yollarla, zoraki esprilerle veya stereotiplerle yakalamaya çalışıyor ve başarısız oluyor. Çünkü gerçek kimya, karakterlerin birbirini tamamlarken aynı zamanda çatıştığı, birbirlerinin eksiklerini kapattığı ve hepsinin kendine has bir gelişim arzusu olduğu zaman ortaya çıkıyor. Brooklyn Nine-Nine bunu, karakterlerin kişisel hikayelerini (Holt'un eşcinsel ve siyahi bir komutan olma mücadelesi, Rosa'nın cinsel kimlik keşfi gibi) asla arka plana atmadan yaparak başardı.
Sonuç olarak, bir polisiye komedi düşündüğümüzde aklımıza ilk gelen şeyler; unutulmaz cinayet planları değil, o karakterlerin birbirine söylediği replikler, bakışlar ve paylaştığı kahkahalar oluyor. 99. Karakol da bize tam olarak bunu verdi. İzlemek için değil, o insanlarla tekrar vakit geçirmek için dönüyoruz.
Peki siz ne düşünüyorsunuz? Sizi bir polisiye komediye bağlayan asıl şey karmaşık vakalar mı, yoksa Jake ve Charles gibi bir ikili arasındaki diyaloglar mı? Sizce kimya olmadan bu tür ayakta kalabilir mi?
Polisiye komedi, iki zorlu türü bir araya getirir: Gerilim ve kahkaha. İzleyici bir yandan cinayeti çözmeye çalışırken, bir yandan da karakterlerin absürt diyaloglarına güler. Ama bu dengeyi kurmak sandığından çok daha zor. Çok komik olursa polisiye havası kaybolur, çok ciddi olursa komedi ölür. Bu noktada devreye, izleyicinin ekrana bağlanmasını sağlayan tek şey giriyor: sevdiğiniz karakterler. Onların başına ne gelirse gelsin, siz onlarla birlikte olmak istiyorsunuz.
Düşünsenize, 99. Karakol'daki her karakter öyle iyi yazılmış ki, aralarındaki her etkileşim altın değerinde. Jake'in çocuksu enerjisi ile Holt'un robotvari ciddiyeti nasıl da mükemmel bir tezat oluşturuyor. Rosa'nın sert dış kabuğunun altındaki koruyucu yanı, Boyle'un sadakati, Amy'nin kurallara bağlılığı... Hepsi birbirini tamamlıyor. Senaryo, bu karakterleri bir "vaka" etrafında birleştirmek yerine, "karakterlerin kendisi vakayı yaratıyor" hissi veriyor. Mesela "The Box" bölümü neredeyse tek bir odada geçiyor ve sırf Jake ile sorguladığı sanığın diyaloglarıyla sizi ekrana kilitleyebiliyor.
Bu sadece B99'a özgü değil elbette. Psych dizisinde Shawn ile Gus'un dostluğu ve taklit yetenekleri olmasa, o kadar sevilir miydi? Castle dizisinde Beckett ile Castle'ın gerilimli/flörtöz ilişkisi olmasa, cinayetleri çözmek bu kadar eğlenceli olur muydu? Hatta The Mentalist'teki Jane'in kin dolu hikayesi ve ekiple kurduğu sıra dışı bağ olmasa... Hepsinin kalbinde, izleyiciyi her bölüm geri getiren güçlü bir karakter dinamiği yatıyor.
Günümüzde birçok dizi, bu "kimya"yı yapay yollarla, zoraki esprilerle veya stereotiplerle yakalamaya çalışıyor ve başarısız oluyor. Çünkü gerçek kimya, karakterlerin birbirini tamamlarken aynı zamanda çatıştığı, birbirlerinin eksiklerini kapattığı ve hepsinin kendine has bir gelişim arzusu olduğu zaman ortaya çıkıyor. Brooklyn Nine-Nine bunu, karakterlerin kişisel hikayelerini (Holt'un eşcinsel ve siyahi bir komutan olma mücadelesi, Rosa'nın cinsel kimlik keşfi gibi) asla arka plana atmadan yaparak başardı.
Sonuç olarak, bir polisiye komedi düşündüğümüzde aklımıza ilk gelen şeyler; unutulmaz cinayet planları değil, o karakterlerin birbirine söylediği replikler, bakışlar ve paylaştığı kahkahalar oluyor. 99. Karakol da bize tam olarak bunu verdi. İzlemek için değil, o insanlarla tekrar vakit geçirmek için dönüyoruz.
Peki siz ne düşünüyorsunuz? Sizi bir polisiye komediye bağlayan asıl şey karmaşık vakalar mı, yoksa Jake ve Charles gibi bir ikili arasındaki diyaloglar mı? Sizce kimya olmadan bu tür ayakta kalabilir mi?