Yahu arkadaş, durum vahim! Tribünlerdeki o elektrik, o kolektif çığlık, gol anında yanındaki adamla sarılıp ağlamak... Bunların yerini, televizyon karşısında sessizce iç geçirmek aldı. Çıldırmamak elde değil!
"Komşu Geliyor" Tribünü
Artık maç izleme ritüeli değişti. Gol atılacak, adamın içi kıpır kıpır, ayağa fırlayacak... Ama bir an durup "Acaba komşu rahatsız olur mu?" diye düşünüyor. Akıl tutulması! Spor, özünde duygu patlamasıdır. Onu evin dört duvarı arasına, "uslu dur" talimatıyla hapsedersen, ruhu ölür. Stada gidip de 90 dakika ter atmak, bağırmak, sövmek (tabii küfürsüz tezahürat) tribün kültürünün olmazsa olmazı. Bunu yaşamayan bir nesil, sadece maç izliyor, taraftarlık yapmıyor.
Statlar Neden Boş Kalmasın?
Bunun sonucunu görüyoruz zaten. Bazı maçlarda stadın sesi çıkmıyor. Gençler, stat adabını, tezahüratları, o dayanışma ruhunu bilmiyor. Çünkü tecrübe etmiyor. Evde, sosyal medyada maç izleyip yorum yazmak daha kolaylarına geliyor. Ama o tribün dayanıklılığı, o soğukta/yağmurda takımına destek olmak bambaşka bir aidiyet duygusu. Bu kültür aktarılmazsa, statlar sadece seyirci dolduran, ruhsuz arenalara döner.
Çözüm: Gürültüyü Sevdirin!
Aileler, çocuğunuzu küçük yaşta stada götürün. Evde maç izlerken, gol anında sevinmeyi, ofsayta sinirlenmeyi normal karşılayın. Komşudan özür dilemek, iki kapı çikolata götürmek de bu kültürün bir parçası olabilir, neden olmasın? Önemli olan, duyguları bastırmamak.
Sonuç olarak, tribünler geleceğini garanti altına almak istiyorsak, yeni nesile bu ateşi bizzat yaşatarak aktarmalıyız. Yoksa hepimiz ekran başında, sessiz sedasız, ruhsuz maç izleyen birer "izleyici" olur çıkarız. Haksız mıyım? Siz stada gidiyor musunuz, yoksa evde komşu korkusuyla mı izliyorsunuz?
Artık maç izleme ritüeli değişti. Gol atılacak, adamın içi kıpır kıpır, ayağa fırlayacak... Ama bir an durup "Acaba komşu rahatsız olur mu?" diye düşünüyor. Akıl tutulması! Spor, özünde duygu patlamasıdır. Onu evin dört duvarı arasına, "uslu dur" talimatıyla hapsedersen, ruhu ölür. Stada gidip de 90 dakika ter atmak, bağırmak, sövmek (tabii küfürsüz tezahürat) tribün kültürünün olmazsa olmazı. Bunu yaşamayan bir nesil, sadece maç izliyor, taraftarlık yapmıyor.
Bunun sonucunu görüyoruz zaten. Bazı maçlarda stadın sesi çıkmıyor. Gençler, stat adabını, tezahüratları, o dayanışma ruhunu bilmiyor. Çünkü tecrübe etmiyor. Evde, sosyal medyada maç izleyip yorum yazmak daha kolaylarına geliyor. Ama o tribün dayanıklılığı, o soğukta/yağmurda takımına destek olmak bambaşka bir aidiyet duygusu. Bu kültür aktarılmazsa, statlar sadece seyirci dolduran, ruhsuz arenalara döner.
Aileler, çocuğunuzu küçük yaşta stada götürün. Evde maç izlerken, gol anında sevinmeyi, ofsayta sinirlenmeyi normal karşılayın. Komşudan özür dilemek, iki kapı çikolata götürmek de bu kültürün bir parçası olabilir, neden olmasın? Önemli olan, duyguları bastırmamak.
Sonuç olarak, tribünler geleceğini garanti altına almak istiyorsak, yeni nesile bu ateşi bizzat yaşatarak aktarmalıyız. Yoksa hepimiz ekran başında, sessiz sedasız, ruhsuz maç izleyen birer "izleyici" olur çıkarız. Haksız mıyım? Siz stada gidiyor musunuz, yoksa evde komşu korkusuyla mı izliyorsunuz?