Arkadaşlar, açık konuşalım. Pazar günü ekran başına geçtiğimde, bir yarış izlediğimi değil, aralara serpiştirilmiş yarış görüntüleri olan bir sosyal medya reklam filmi izlediğimi hissettim. İşte bu kadar! F1, "dijitalleşme" ve "yeni nesil erişim" adı altında, sporun özünü, yani yarış heyecanını ikinci plana iten bir vizyonsuzluğun içinde debeleniyor.
Sosyal Medya Patlaması ve İçerik İşgali
Artık yarış öncesi, sırası ve sonrasında gördüğümüz şeylerin yarısı, pilotların TikTok için çektiği koreografili danslar, sürekli "story" atma telaşı ve yapay gülüşler. Pit stop'ta bile kameranın önüne bir telefon tutuyorlar! Yarışın gerilimini, motor sesini, lastik çığlığını bastıran bir "like" ve "paylaşım" manyaklığı var. Sporun ruhu, algoritmalara kurban ediliyor.
Heyecan Nerede Kaldı?
Liberty Media yönetime geldiğinden beri, her şey "global marka" ve "izleyici sayısı" üzerine. Peki ya kalite? Sprint yarışları, nitelikten yoksun sokak pistleri, anlamsız puan sistemleri... Hepsi, sosyal medyada "trend topic" olmak ve daha çok "clip" üretmek için. Yarışın kendisi, sosyal medya içeriği üretmek için bir araç haline geldi. Monaco'da geçiş yok diye eleştiriyoruz ama kimse geçiş yapamazken sosyal medya takımları için bolca "instagramable" anlamına geliyor!
Gerçek Taraftar Gözardı Ediliyor
Biz, motor sesini, taktikleri, pilotların mücadelesini izlemek isteyenler, artık ikinci sınıf izleyici muamelesi görüyoruz. Yayınlar, sürekli DRS trenlerini ve sıralama turlarını kesip, garajda şakalaşan pilotları gösteriyor. Çünkü o görüntüler daha "paylaşılabilir". Hakem kararları bile artık sosyal medyada linç kültürüne dönüşüyor. Spor adaleti, Twitter anketleriyle belirlenir oldu neredeyse.
Sonuç olarak, F1'in bu gidişatı vizyon eksikliğinden başka bir şey değil. Kısa vadeli etkileşim için, sporun uzun vadeli saygınlığını ve asıl heyecanını harcıyorlar. Ben hâlâ motorun sesiyle titremek, lastikleri biten pilotun son turdaki mücadelesini izlemek istiyorum. Yoksa bir süre sonra, izlediğimiz şeyin adı "Formula Social" olacak.
Siz ne düşünüyorsunuz? Ben mi abartıyorum, yoksa F1 gerçekten yanlış yolda mı?
Artık yarış öncesi, sırası ve sonrasında gördüğümüz şeylerin yarısı, pilotların TikTok için çektiği koreografili danslar, sürekli "story" atma telaşı ve yapay gülüşler. Pit stop'ta bile kameranın önüne bir telefon tutuyorlar! Yarışın gerilimini, motor sesini, lastik çığlığını bastıran bir "like" ve "paylaşım" manyaklığı var. Sporun ruhu, algoritmalara kurban ediliyor.
Liberty Media yönetime geldiğinden beri, her şey "global marka" ve "izleyici sayısı" üzerine. Peki ya kalite? Sprint yarışları, nitelikten yoksun sokak pistleri, anlamsız puan sistemleri... Hepsi, sosyal medyada "trend topic" olmak ve daha çok "clip" üretmek için. Yarışın kendisi, sosyal medya içeriği üretmek için bir araç haline geldi. Monaco'da geçiş yok diye eleştiriyoruz ama kimse geçiş yapamazken sosyal medya takımları için bolca "instagramable" anlamına geliyor!
Biz, motor sesini, taktikleri, pilotların mücadelesini izlemek isteyenler, artık ikinci sınıf izleyici muamelesi görüyoruz. Yayınlar, sürekli DRS trenlerini ve sıralama turlarını kesip, garajda şakalaşan pilotları gösteriyor. Çünkü o görüntüler daha "paylaşılabilir". Hakem kararları bile artık sosyal medyada linç kültürüne dönüşüyor. Spor adaleti, Twitter anketleriyle belirlenir oldu neredeyse.
Sonuç olarak, F1'in bu gidişatı vizyon eksikliğinden başka bir şey değil. Kısa vadeli etkileşim için, sporun uzun vadeli saygınlığını ve asıl heyecanını harcıyorlar. Ben hâlâ motorun sesiyle titremek, lastikleri biten pilotun son turdaki mücadelesini izlemek istiyorum. Yoksa bir süre sonra, izlediğimiz şeyin adı "Formula Social" olacak.
Siz ne düşünüyorsunuz? Ben mi abartıyorum, yoksa F1 gerçekten yanlış yolda mı?