Sıkı durun, size tarihin belki de en narsist ve bir o kadar da tuhaf diktatör hikayelerinden birini anlatacağım. Hiç düşündünüz mü, bir insan kendi heykellerini dikmekle, caddelere adını vermekle yetinmez de, koskoca bir şehri kendi adıyla yeniden adlandırırsa? Peki ya sonra, yine kendi eliyle o şehri haritadan *silmeye* kalkarsa? İnanması güç ama, Orta Afrika’da yaşananlar tam da bu! Gelin, `Jean-Bédel Bokassa`’nın çılgınlıklarla dolu iktidarında ufak bir yolculuğa çıkalım.
Taç Giyme Töreni ve "Bokassa-Ville"
1966'da askeri bir darbeyle Orta Afrika Cumhuriyeti'nin başına geçen Bokassa, zamanla inanılmaz bir güç sarhoşluğuna kapıldı. Öyle ki, 1977'de kendini `imparator` ilan etti ve Napolyon'unkini aratmayan, milyonlarca dolara mal olan görkemli bir taç giyme töreni düzenledi. Altın varaklı taht, pırıl pırıl zırh, at arabası... Her şey vardı! Bu narsizmin bir sonraki adımı, ülkenin kalbi, başkent `Bangui`'yi değiştirmek oldu. Şehrin adını, kendi adından esinlenerek `Bokassa-Ville` yaptı. Yani "Bokassa Şehri"! Artık haritalar bu ismi gösteriyordu. Ama hikaye burada bitmiyor, asıl çılgınlık şimdi başlıyor.
İmparatorun Gazabı ve Tuhaf Bir Cezalandırma
Bokassa'nın iktidarı zulüm, keyfilik ve aşırılıklarla doluydu. 1979'un Nisan ayında, öğrencilerin zorunlu ve pahalı okul üniforması almalarını protesto etmesi bardağı taşıran son damla oldu. Bokassa, olayları bizzat kendisi bastırmaya gitti ve yüzlerce çocuğun tutuklanması, işkence görmesi ve öldürülmesi emrini verdi. Bu vahşet uluslararası toplumda büyük yankı uyandırdı.
İşte tam bu noktada, Bokassa'nın mantık ötesi bir karar aldı. Yaşanan rezaletin odağındaki yer, onun adını taşıyan başkentti. Sanki suç şehirdeymiş veya şehrin adı kirlenmiş gibi hissediyordu. Bu utancı, kendi adını taşıyan bir yerle silmeye karar verdi. ``Ve böylece, tarihte eşi benzeri görülmemiş bir şey yaparak, kendi adını verdiği 'Bokassa-Ville' ismini resmen iptal etti ve şehrin adını tekrar eski haliyle 'Bangui'ye çevirdi!`` Yani, bir diktatör kendi narsist projesini, yine kendi elleriyle sildi. Bu, bir nevi kendi egosuna vurduğu tuhaf bir tokattı.
Kaçış ve Miras
Bu olaydan sadece aylar sonra, Eylül 1979'da, Fransa'nın düzenlediği `"Barracuda Operasyonu"` ile Bokassa tahttan indirildi ve ülkeden kaçmak zorunda kaldı. Yerine eski devlet başkanı David Dacko getirildi. Bokassa'nın çılgınlıkları, lüksü ve zulmü, Orta Afrika'nın tarihine kara bir leke olarak geçti. Bugün Bangui, hala Bangui olarak anılıyor ve "Bokassa-Ville" ismi, sadece tarihin tuhaf bir dipnotu olarak kaldı.
Peki sizce, bir diktatörün kendi adını verdiği yeri, yine kendi utancından dolayı silmesi, gerçek bir pişmanlık mıydı, yoksa sadece kontrolden çıkmış devasa bir egonun bir başka tuhaf tezahürü mü? Yorumlarda fikirlerinizi merak ediyorum!
1966'da askeri bir darbeyle Orta Afrika Cumhuriyeti'nin başına geçen Bokassa, zamanla inanılmaz bir güç sarhoşluğuna kapıldı. Öyle ki, 1977'de kendini `imparator` ilan etti ve Napolyon'unkini aratmayan, milyonlarca dolara mal olan görkemli bir taç giyme töreni düzenledi. Altın varaklı taht, pırıl pırıl zırh, at arabası... Her şey vardı! Bu narsizmin bir sonraki adımı, ülkenin kalbi, başkent `Bangui`'yi değiştirmek oldu. Şehrin adını, kendi adından esinlenerek `Bokassa-Ville` yaptı. Yani "Bokassa Şehri"! Artık haritalar bu ismi gösteriyordu. Ama hikaye burada bitmiyor, asıl çılgınlık şimdi başlıyor.
Bokassa'nın iktidarı zulüm, keyfilik ve aşırılıklarla doluydu. 1979'un Nisan ayında, öğrencilerin zorunlu ve pahalı okul üniforması almalarını protesto etmesi bardağı taşıran son damla oldu. Bokassa, olayları bizzat kendisi bastırmaya gitti ve yüzlerce çocuğun tutuklanması, işkence görmesi ve öldürülmesi emrini verdi. Bu vahşet uluslararası toplumda büyük yankı uyandırdı.
İşte tam bu noktada, Bokassa'nın mantık ötesi bir karar aldı. Yaşanan rezaletin odağındaki yer, onun adını taşıyan başkentti. Sanki suç şehirdeymiş veya şehrin adı kirlenmiş gibi hissediyordu. Bu utancı, kendi adını taşıyan bir yerle silmeye karar verdi. ``Ve böylece, tarihte eşi benzeri görülmemiş bir şey yaparak, kendi adını verdiği 'Bokassa-Ville' ismini resmen iptal etti ve şehrin adını tekrar eski haliyle 'Bangui'ye çevirdi!`` Yani, bir diktatör kendi narsist projesini, yine kendi elleriyle sildi. Bu, bir nevi kendi egosuna vurduğu tuhaf bir tokattı.
Bu olaydan sadece aylar sonra, Eylül 1979'da, Fransa'nın düzenlediği `"Barracuda Operasyonu"` ile Bokassa tahttan indirildi ve ülkeden kaçmak zorunda kaldı. Yerine eski devlet başkanı David Dacko getirildi. Bokassa'nın çılgınlıkları, lüksü ve zulmü, Orta Afrika'nın tarihine kara bir leke olarak geçti. Bugün Bangui, hala Bangui olarak anılıyor ve "Bokassa-Ville" ismi, sadece tarihin tuhaf bir dipnotu olarak kaldı.
Peki sizce, bir diktatörün kendi adını verdiği yeri, yine kendi utancından dolayı silmesi, gerçek bir pişmanlık mıydı, yoksa sadece kontrolden çıkmış devasa bir egonun bir başka tuhaf tezahürü mü? Yorumlarda fikirlerinizi merak ediyorum!