Sıkı durun ve şunu bir düşünün: En sevdiğiniz insana, belki de ailenize, en değer verdiğiniz şeyi göndermek isteseniz, bu ne olurdu? Belki bir yüzük, belki eski bir mektup... Peki ya **kendi yüreğiniz**?
İnanması güç ama, tarihte bunu kelimenin tam anlamıyla yapmış bir adam var. Hem de bir general! Gelin, bu tuhaf, biraz hüzünlü ve son derece ilginç vasiyetin peşine düşelim.
Savaşçının Tuhaf Vasiyeti: "Kalbim Onlara Ait"
Karşımızdaki karakter: **General Charles de Gaulle**. Hayır, Fransa'nın efsanevi lideri ve direnişçisi değil. Onun uzaktan kuzeni olan **İspanyol General Don Juan de Gaulle y García**. 19. yüzyılın sonlarında yaşayan bu general, hayatını İspanya ordusuna adamış, gözüpek bir askerdi. Ancak onu tarihe geçiren, savaş meydanlarındaki başarıları değil, ölümünden sonraki inanılmaz talebi oldu.
General de Gaulle, hayattayken derin bir bağlılık duyduğu iki şehir vardı: Doğduğu ve çocukluğunun geçtiği **Vitoria** ve askeri kariyerinin şekillendiği, hayatının büyük bölümünü geçirdiği **Barcelona**. Öyle ki, nereye gömüleceği konusunda içinden çıkılmaz bir ikilem yaşıyordu. İki şehir de onun için "ev" demekti. Peki bu imkansız ikilemi nasıl çözdü dersiniz?
Bölünmüş Bir Kalp ve Bir Posta Kutusu
General, 1900 yılında vefat etmeden önce çok net bir vasiyetname yazdı. Talebi şuydu: **Vücudu Barcelona'da, doğduğu topraklar Vitoria'da defnedilecekti.** Kulağa imkansız geliyor, değil mi? Ama general bunun bir yolunu bulmuştu. Vasiyetinde, **kalbinin çıkarılmasını ve bir kutuya konularak İspanya posta servisi aracılığıyla Vitoria'ya gönderilmesini** istedi!
Ve dediği oldu. General öldükten sonra, doktorlar kalbini özenle çıkardılar. Muhtemelen formalin veya benzeri bir koruyucu sıvı içine konulan kalp, küçük bir kutunun içine yerleştirildi. Bu "özel kargo", o dönemin posta sistemiyle, sıradan bir mektup veya paket gibi, Vitoria'daki aile kabristanına gönderildi.

**Düşünsenize, postacı elinde "Aciliyetli" damgalı bir kutuyla kapınızı çalıyor ve içinde bir generalin kalbi var!**
Kalp Gönderme Geleneği: General Yalnız Değildi
Aslında bu fikir, General de Gaulle'ün tamamen uydurduğu bir şey değildi. **Orta Çağ'dan beri süregelen, özellikle soylular ve kraliyet mensupları arasında yaygın bir gelenek** vardı: "Kalbinin gömülmesi". Vücut genellikle bir kiliseye veya resmi mezarlığa gömülürken, kalp ise sevdiklerine, doğduğu yere veya çok sevdiği bir şapelde ayrıca defnedilirdi. Örneğin, İngiliz Kralı **I. Richard**'ın kalbi Rouen Katedrali'ne, vücudu ise başka bir yere gömülmüştü. General de Gaulle, bu eski geleneği, modern bir icat olan **ulusal posta servisi** ile birleştiren belki de ilk kişiydi! Tarih ile modernliğin tuhaf bir buluşması.
Peki sizce bu hareket, iki şehre duyulan derin sevginin romantik bir ifadesi mi, yoksa ölüm karşısında bile bitmeyen bir kontrol ve düzen takıntısı mıydı? General, bedeninin iki farklı yerde olmasını sağlayarak, bir anlamda ölümsüzlüğü ya da en azından hatırasının iki yerde birden yaşamasını mı istedi?
Bugün, General'in naaşı Barcelona'daki **Poblenou Mezarlığı**'nda, kalbi ise Vitoria'daki **Santa Isabel Müzesi**'nde (eskiden aile şapeli) sergileniyor. İki şehir de onun bir parçasını saklıyor.


Siz olsaydınız, hangi şehre hangi parçanızın gitmesini isterdiniz? Ya da kalbinizin bir paket olarak postalanması fikri size samimi bir vefa örneği mi geliyor, yoksa ürpertici mi? Yorumlarda fikirlerinizi merakla bekliyorum!
Karşımızdaki karakter: **General Charles de Gaulle**. Hayır, Fransa'nın efsanevi lideri ve direnişçisi değil. Onun uzaktan kuzeni olan **İspanyol General Don Juan de Gaulle y García**. 19. yüzyılın sonlarında yaşayan bu general, hayatını İspanya ordusuna adamış, gözüpek bir askerdi. Ancak onu tarihe geçiren, savaş meydanlarındaki başarıları değil, ölümünden sonraki inanılmaz talebi oldu.
General de Gaulle, hayattayken derin bir bağlılık duyduğu iki şehir vardı: Doğduğu ve çocukluğunun geçtiği **Vitoria** ve askeri kariyerinin şekillendiği, hayatının büyük bölümünü geçirdiği **Barcelona**. Öyle ki, nereye gömüleceği konusunda içinden çıkılmaz bir ikilem yaşıyordu. İki şehir de onun için "ev" demekti. Peki bu imkansız ikilemi nasıl çözdü dersiniz?
General, 1900 yılında vefat etmeden önce çok net bir vasiyetname yazdı. Talebi şuydu: **Vücudu Barcelona'da, doğduğu topraklar Vitoria'da defnedilecekti.** Kulağa imkansız geliyor, değil mi? Ama general bunun bir yolunu bulmuştu. Vasiyetinde, **kalbinin çıkarılmasını ve bir kutuya konularak İspanya posta servisi aracılığıyla Vitoria'ya gönderilmesini** istedi!
Ve dediği oldu. General öldükten sonra, doktorlar kalbini özenle çıkardılar. Muhtemelen formalin veya benzeri bir koruyucu sıvı içine konulan kalp, küçük bir kutunun içine yerleştirildi. Bu "özel kargo", o dönemin posta sistemiyle, sıradan bir mektup veya paket gibi, Vitoria'daki aile kabristanına gönderildi.
**Düşünsenize, postacı elinde "Aciliyetli" damgalı bir kutuyla kapınızı çalıyor ve içinde bir generalin kalbi var!**
Aslında bu fikir, General de Gaulle'ün tamamen uydurduğu bir şey değildi. **Orta Çağ'dan beri süregelen, özellikle soylular ve kraliyet mensupları arasında yaygın bir gelenek** vardı: "Kalbinin gömülmesi". Vücut genellikle bir kiliseye veya resmi mezarlığa gömülürken, kalp ise sevdiklerine, doğduğu yere veya çok sevdiği bir şapelde ayrıca defnedilirdi. Örneğin, İngiliz Kralı **I. Richard**'ın kalbi Rouen Katedrali'ne, vücudu ise başka bir yere gömülmüştü. General de Gaulle, bu eski geleneği, modern bir icat olan **ulusal posta servisi** ile birleştiren belki de ilk kişiydi! Tarih ile modernliğin tuhaf bir buluşması.
Peki sizce bu hareket, iki şehre duyulan derin sevginin romantik bir ifadesi mi, yoksa ölüm karşısında bile bitmeyen bir kontrol ve düzen takıntısı mıydı? General, bedeninin iki farklı yerde olmasını sağlayarak, bir anlamda ölümsüzlüğü ya da en azından hatırasının iki yerde birden yaşamasını mı istedi?
Bugün, General'in naaşı Barcelona'daki **Poblenou Mezarlığı**'nda, kalbi ise Vitoria'daki **Santa Isabel Müzesi**'nde (eskiden aile şapeli) sergileniyor. İki şehir de onun bir parçasını saklıyor.
Siz olsaydınız, hangi şehre hangi parçanızın gitmesini isterdiniz? Ya da kalbinizin bir paket olarak postalanması fikri size samimi bir vefa örneği mi geliyor, yoksa ürpertici mi? Yorumlarda fikirlerinizi merakla bekliyorum!