Düşünün, bir akşamüstü... Telefonunuzda bir bildirim: "Davetlisiniz: Platon'un Şöleni, 2.0. Konu: Modern Aşk. Katılımcılar: Sokrates, Aristofanes, Diotima ve... sen." 
Elimizde şarap kadehleri yerine belki latte'ler, toga'lar yerine rahat kotlar olsa, o ünlü diyalog bugün açılsa ne olurdu? Platon’un o muazzam eseri `Şölen (Symposium)`, aşkın (Eros) doğasını tartışmak için yazılmıştı. Peki ya bugünün "ilişki" dediğimiz, bazen bir metin mesajıyla başlayıp bazen bir "story" beğenisiyle devam eden karmaşık dansına baksalardı? Gelin, bu antik zihinleri 21. yüzyılın flört sahnesine getirelim ve neler söyleyebileceklerini hayal edelim.
Aristofanes'in "Eksik Yarı" Teorisi Düşer miydi?
Hatırlayalım: `Şölen`de komedya yazarı `Aristofanes`, insanların aslında bir bütün olduğunu, tanrılar tarafından ikiye bölündüğünü ve ömür boyu "eksik yarılarını" aradıklarını anlatır.
Romantizmin belki de en köklü miti bu. Peki bugün? "Ruh eşi" kavramı hâlâ popüler ama bir yandan da "toxic" ilişkilerden, "bağımlılıktan" bahsediyoruz. Aristofanes'e dönüp, "Sayın yazar, bu 'eksiklik' hali, sağlıklı bir bireyin diğerini tamamlayıcı değil, **tam** bir varlık olarak sevmesine engel değil mi?" diye sorardık sanırım. Belki de o, bugünkü psikoloji kitaplarına bakıp, "Ah, demek siz 'güvenli bağlanma' diye bir şey keşfetmişsiniz," derdi. İnsanın "tamamlanma" arayışı, `B`tüketim kültürü ve sosyal medyadaki kusursuz ilişki manzaralarıyla nasıl bir hal alıyor?
Sokrates (ve Diotima): Aşk, Bir "Swipe" mı, Yoksa Yükseliş mi?
`Şölen`in yıldızı, hiç şüphesiz, `Sokrates`'in aktardığı rahibe `Diotima`'nın öğretisidir. Ona göre `Eros`, güzellik ideasına doğru bir tırmanış, bir yükseliştir. Tek bir güzel bedenden başlar, tüm güzel bedenlere, oradan güzel ruha, güzel fikirlere ve nihayet `Mutlak Güzellik`'e ulaşır.
Şimdi bunu, bir dating uygulamasının sonsuz kaydırılabilir profil galerisiyle yan yana koyun. Diotima'nın aşk anlayışı, bugünkü "hızlı tüketim" ilişki dinamiklerine ne derdi?
`Sokrates` muhtemelen bir kafede, karşısındaki kişiye, "Peki, bu 'match' olduğun insanı, güzel bir beden olmanın ötesinde, `B`güzel bir ruha`, `B`güzel fikirlere` sahip olma yolunda bir basamak olarak görüyor musun?" diye sorardı. İlişkilerimiz, bizi daha yüksek bir şeylere, daha derin bir anlayışa taşıyor mu, yoksa sadece anlık doyum ve konfor alanları mı sağlıyor? `Belki de modern aşkın krizi, Diotima'nın bahsettiği 'yükselişi' unutup, sadece ilk basamakta, güzel görüntüler arasında sıkışıp kalmamızdır.`
Alkibiades'in İtirafı: "Filter"lar ve Gerçek Benlik
`Şölen`in en dokunaklı sahnesi, sarhoş ve tutkulu `Alkibiades`'in gelip, `Sokrates`'e olan aşkını ve onun kendisini nasıl ahlaki olarak dönüştürdüğünü itiraf etmesidir. Bu, ideal aşkın (fikirlere) karşısında tutkulu, dünyevi aşkın çarpışmasıdır.
Bugün, bir ilişkide "gerçek benliğimizi" ne kadar ortaya koyabiliyoruz? Sosyal medya "filter"ları, mükemmel hayat kurguları, ilk buluşmada sergilenen kurgulanmış versiyonlarımız... Alkibiades, Sokrates'in çirkin dış görünüşüne rağmen onun içindeki "tanrısal" güzelliği gördü. Biz, bir profil fotoğrafının veya kusursuz bir "highlight reel"in ötesine geçip, karşımızdakindeki o dönüştürücü, büyüten "güzelliği" görmeye cesaret edebiliyor muyuz?
Son söz yerine, şarap kadehlerimizi (veya kahve fincanlarımızı) kaldırarak bitirelim. Platon'un `Şölen`i bize aşkın, sıradan bir haz meselesi değil, varoluşsal bir yolculuk olduğunu hatırlatıyor. Günümüzün ilişki dinamikleri—hızı, çeşitliliği, yüzeysellik riski—bu yolculuğu daha da karmaşık hale getiriyor. Ama belki de temel soru hala aynı:
**Sizce, bir ilişki bizi sadece mutlu etmekten öte, daha iyi ve daha bilge bir insan olmaya doğru dönüştürmüyorsa, gerçek anlamda "aşk" olabilir mi?**
Hatırlayalım: `Şölen`de komedya yazarı `Aristofanes`, insanların aslında bir bütün olduğunu, tanrılar tarafından ikiye bölündüğünü ve ömür boyu "eksik yarılarını" aradıklarını anlatır.
`Şölen`in yıldızı, hiç şüphesiz, `Sokrates`'in aktardığı rahibe `Diotima`'nın öğretisidir. Ona göre `Eros`, güzellik ideasına doğru bir tırmanış, bir yükseliştir. Tek bir güzel bedenden başlar, tüm güzel bedenlere, oradan güzel ruha, güzel fikirlere ve nihayet `Mutlak Güzellik`'e ulaşır.
Aşk, güzel olan şeylere sahip olma arzusudur. Ancak bu sahip olma, bir bedenle sınırlı değil, bilgelik ve erdemle ilgilidir.
`Sokrates` muhtemelen bir kafede, karşısındaki kişiye, "Peki, bu 'match' olduğun insanı, güzel bir beden olmanın ötesinde, `B`güzel bir ruha`, `B`güzel fikirlere` sahip olma yolunda bir basamak olarak görüyor musun?" diye sorardı. İlişkilerimiz, bizi daha yüksek bir şeylere, daha derin bir anlayışa taşıyor mu, yoksa sadece anlık doyum ve konfor alanları mı sağlıyor? `Belki de modern aşkın krizi, Diotima'nın bahsettiği 'yükselişi' unutup, sadece ilk basamakta, güzel görüntüler arasında sıkışıp kalmamızdır.`
`Şölen`in en dokunaklı sahnesi, sarhoş ve tutkulu `Alkibiades`'in gelip, `Sokrates`'e olan aşkını ve onun kendisini nasıl ahlaki olarak dönüştürdüğünü itiraf etmesidir. Bu, ideal aşkın (fikirlere) karşısında tutkulu, dünyevi aşkın çarpışmasıdır.
Son söz yerine, şarap kadehlerimizi (veya kahve fincanlarımızı) kaldırarak bitirelim. Platon'un `Şölen`i bize aşkın, sıradan bir haz meselesi değil, varoluşsal bir yolculuk olduğunu hatırlatıyor. Günümüzün ilişki dinamikleri—hızı, çeşitliliği, yüzeysellik riski—bu yolculuğu daha da karmaşık hale getiriyor. Ama belki de temel soru hala aynı:
**Sizce, bir ilişki bizi sadece mutlu etmekten öte, daha iyi ve daha bilge bir insan olmaya doğru dönüştürmüyorsa, gerçek anlamda "aşk" olabilir mi?**