Oyunun adası, klasik bir oyun alanından ziyade devasa bir oyuncak evi gibi işliyor. Ancak bu ev, ruhsuz figürlerle değil, sizin yarattığınız NPC'lerle dolu. Kendiniz, arkadaşlarınız, ünlüler veya tamamen hayal ürünü karakterler... Hepsini siz oluşturuyor ve ortaya çıkacak absürt olayların temelini siz atıyorsunuz. Bu oyunun en güçlü yanı, tamamen sizin yaratıcılığınıza bağlı olması. Oyunda ne kadar çok grind yaparsanız, karakterlerinize o kadar emek verirseniz, oyun size o kadar özgürlük sunuyor. Karakterleri giydirmek veya ilişkilerine müdahale etmek basit gelse de, her birinin kendi kişiliği olması işi başka bir boyuta taşıyor. Ancak bu serbest yapı, oyunun en büyük problemini de beraberinde getirmiş. Bu kadar yaratıcı bir yapının neredeyse hiç paylaşılamıyor olması büyük bir hayal kırıklığı. Özellikle Animal Crossing gibi başarılı bir örnek varken, yaşadığınız komik anları başkalarına göstermek beklenmedik derecede zor. Oyunun karakter oluşturma kısmı ciddi anlamda geliştirilmiş durumda. Tomodachi Life dönemiyle kıyaslandığında, Mii Maker çok daha detaylı. Saç stillerini ayrı ayrı şekillendirebilme, ikinci saç renkleri ve gelişmiş yüz ayarları ile karakter yaratımı artık çok daha esnek. Üstelik artık karakterlerinizin kulakları da var! Nintendo Switch için çıkan bu yeni oyun, daha yüksek çözünürlükle görsel tarafını da toparlamış. Basit ve sevimli stilini korurken çok daha temiz bir görüntü sunuyor. Karakter tasarımında iddialı olmayan biri bile, bu araçlarla tatmin edici loot çıkarabilir. Motivasyonu baltalayan bir diğer detay ise, oluşturduğunuz Mii'leri paylaşmanın neredeyse imkansız olması. Sistem sadece yerel bağlantı ile çalışıyor. Bu, 3DS dönemindeki QR kod sistemi veya Animal Crossing ile kıyaslandığında ciddi bir eksiklik. Tüm bunlara rağmen, adanın yaşamına geldiğimizde oyun oldukça keyifli. Karakterleriniz adada dolaşmaya başladığı anda sistem kendini gösteriyor. İlk başta basit olan adanız, seviye atladıkça sosyal bir hub alanına dönüşüyor. Oyunun temel döngüsü, Mii'lerle ilgilenmek üzerine kurulu. Onlara yemek vermek, hediyeler almak, yeni insanlarla tanıştırmak... Sürekli bir ilerleme hissi var. Seviye atladıkça yeni diyaloglar ve özellikler açılıyor. Oyunun en hype yaratan kısmı ise tamamen öngörülemez olması. Siz sadece ortamı hazırlıyorsunuz, gerisini Mii'ler hallediyor. İki karakteri tanıştırıyorsunuz, bir bakmışsınız evlenmişler. Veya saçma bir sebepten kavga edip birbirlerine girebiliyorlar. Bu tür anlar oyunun ruhunu oluşturuyor. Diyaloglar ve olaylar bazen yüzeysel olsa da, üzerine sizin yazdığınız ifadeler eklenince absürt bir komedi ortaya çıkıyor. Palette House sistemi sayesinde sadece karakter değil, evler, eşyalar ve kıyafetler de tasarlayabiliyorsunuz. Sistem oldukça esnek ve yaratıcılığa açık. Paylaşım özelliğinin olmamasının ardında, muhtemelen içerik filtresinin bulunmaması yatıyor. Karakterlerinizin ne söyleyeceğini tamamen siz belirliyorsunuz. Bu, özellikle çocukları koruma açısından anlaşılabilir bir endişe, ancak oyunun sosyal potansiyelini de kısıtlıyor. Sonuç olarak, Tomodachi Life: Living the Dream, eğlenceli, yaratıcı ve kişisel bir simülasyon deneyimi sunuyor. Kendi küçük dünyanızı kurmak ve absürt olaylara tanık olmak gerçekten farklı bir his. Ancak, bu kadar sosyal olması gereken bir oyunun oyuncuları bu kadar izole etmesi büyük bir eksik. Oyun harika bir sandbox alanı sunmayı başarıyor, ancak o alanı paylaşmanıza neredeyse hiç izin vermiyor. Sizce böyle sosyal bir simülasyon oyununda paylaşım kısıtlamaları kabul edilebilir mi? |
|