Yahu arkadaş, bu işin tadı kaçtı resmen! Ekran başında, statta, her yerde çıldırıyoruz ama kulüplerin gözünde artık değerimiz kalmadı. Para yayınlardan geliyor diye, gerçek taraftarı, o tribünün ruhunu sattılar. İzlenme oranları, sosyal medya etkileşimi... Hepsi bu! Biz ise sadece birer numara, istatistik, "kullanıcı" olduk çıktık.
Ekran Başındaki Milyonlar Daha Değerli Mi?
Premier League'i açıyorsun, maçlar öğlen 13:00'te! Neden? Asya pazarı için! Avrupa'da Cuma akşamı maçı modası neden çıktı? Yayıncı için! Biz cumartesi akşamüstü tribünde donarken, onlar prime time izlenme peşinde. Stada giden, bilet parası veren, yol çeken, sesi kısılan adamın hiç mi hakkı yok? Ama yok, çünkü yayın geliri bilet gelirinin kat kat üstünde. Bizim duygumuzun, geleneğin bir fiyatı yok maalesef.
Para Konuşunca, Tribün Susar Mı?
Süper Lig'de durum daha mı farklı sanki? Değil! Hatta daha vahim. Maç saatleri bir cambazın ipi gibi oynatılıyor. Bir hafta 20.00, diğer hafta 19.00, bir diğerinde 21.45! Ailecek plan yapmak, işten çıkıp stada yetişmek imkansız. Neden? Yayıncı kuruluşun istediği saat! Kulüpler de bu pastadan pay almak için "tamam" diyor. Tribündeki sadık taraftar, "müşteri"ye dönüştü. Stadlar dijital platformların stüdyosu oldu. Bizim çığlığımız, "arka plandaki gürültü".
İsyan Zamanı! Biz Sadece İzlenme Değiliz!
Bu gidişata bir dur demek lazım. Evet, finansal sürdürülebilirlik önemli. Ama bu sporun temelini, ruhunu, taraftarı hiçe sayarak olmaz! Kulüpler unutmasın: En büyük reklam, en büyük pazarlama gücü, o tribünü dolduran, şehri renklendiren, sosyal medyayı değil sahili yakan gerçek taraftardır. Ekrandaki izleyici kanalı değiştirir, ama tribündeki asla takımını değiştirmez.
Haksız mıyım? Sizce de artık birer izlenme sayısı, birer abone statüsüne mi indirgendik? Yoksa ben mi çok abartıyorum? Düşüncelerinizi yazın, katalım ortaya bu isyanı!
Premier League'i açıyorsun, maçlar öğlen 13:00'te! Neden? Asya pazarı için! Avrupa'da Cuma akşamı maçı modası neden çıktı? Yayıncı için! Biz cumartesi akşamüstü tribünde donarken, onlar prime time izlenme peşinde. Stada giden, bilet parası veren, yol çeken, sesi kısılan adamın hiç mi hakkı yok? Ama yok, çünkü yayın geliri bilet gelirinin kat kat üstünde. Bizim duygumuzun, geleneğin bir fiyatı yok maalesef.
Süper Lig'de durum daha mı farklı sanki? Değil! Hatta daha vahim. Maç saatleri bir cambazın ipi gibi oynatılıyor. Bir hafta 20.00, diğer hafta 19.00, bir diğerinde 21.45! Ailecek plan yapmak, işten çıkıp stada yetişmek imkansız. Neden? Yayıncı kuruluşun istediği saat! Kulüpler de bu pastadan pay almak için "tamam" diyor. Tribündeki sadık taraftar, "müşteri"ye dönüştü. Stadlar dijital platformların stüdyosu oldu. Bizim çığlığımız, "arka plandaki gürültü".
Bu gidişata bir dur demek lazım. Evet, finansal sürdürülebilirlik önemli. Ama bu sporun temelini, ruhunu, taraftarı hiçe sayarak olmaz! Kulüpler unutmasın: En büyük reklam, en büyük pazarlama gücü, o tribünü dolduran, şehri renklendiren, sosyal medyayı değil sahili yakan gerçek taraftardır. Ekrandaki izleyici kanalı değiştirir, ama tribündeki asla takımını değiştirmez.
Haksız mıyım? Sizce de artık birer izlenme sayısı, birer abone statüsüne mi indirgendik? Yoksa ben mi çok abartıyorum? Düşüncelerinizi yazın, katalım ortaya bu isyanı!